Astronomi 

YURTDIŞINDAKİ TÜRK BİLİM İNSANLARI: DR. UMUT YILDIZ

Yıldız, gençlere kendi yaşamından örnek vererek umutsuz olmamalarını tavsiye ediyor. Matematikten, fizikten hiç anlamadığını düşünen, notları kötü olan öğrencilere şöyle sesleniyor: “Neredeyse hiçbir dersi geçebilecek öğrenci değildim. Hatta matematik notlarım 0-1 arasıydı. Fizikten, matematikten bir şey anlamadığını düşünüp, ümitsizliğe kapılmış liseli arkadaşlara karnemi de gönderirim, nasıl sıfırlı bir karne olduğunu görmeleri için.”     

HEDEF BELİRLEYİN, PES ETMEYİN

Türk eğitim sisteminin öğrencilerin güçlü yanlarını ortaya çıkaran ve onları destekleyen bir yapıda olmadığını söyleyen Yıldız,”Eğitim sistemimiz gerçekten kusura bakmayın çok kötü ezberci bir eğitim sistemiz var. Güçlü olduğumuz alanda yetiştirmiyor” diye konuşuyor.

Yıldız’ın gençlere tavsiyesi ise “Her zaman hedefinizi belirleyin, risk alın, pes etmeyin  mutlaka ulaşırsınız” oluyor.

Umut Yıldız ile bu röportajı  TAF Network ekibinden Canan Altun pervinkaplan.com için gerçekleştirdi. 

Türkiye’deki eğitim yaşamınızdan başlarsak, yurtdışına giden bu hikâyeniz tam olarak nasıl yön aldı?

Gerçekten çok küçük yaşta bilime merak duyduğumu fark etmiştim. Bizim yaşımızdakiler çok iyi bilirler kuponla ansiklopedi verilirdi. Benim annem de babam da kuponla ansiklopedi alırlardı. Evimizde birkaç çeşit ansiklopedi vardı. Birisi Fen Bilgisi, birisi Sosyal Bilgisi ansiklopedisiydi. Okuldayken hatırlıyorum o Fen Bilgisi ansiklopedisini tekrar yazmıştım hem okumamı hem yazımı geliştirmek için. Ama bir türlü o Sosyal Bilgiler ansiklopedisi ilgimi çekmiyordu.

Ondan sonra ortaokuldan bir anımı paylaşayım. Yasin diye bir arkadaş sınıfa küçük bir motor getirmişti. Oyuncaklardan çıkan motordan satın almıştı ucuna bir dondurma çubuğu bağlamış pilleri taktığında dönüyordu. Bu nasıl oluyor derken hemen gidip ben de aldım ve motoru döndürmeye başladım. Bu bana çok ilginç gelmeye başladı, böylece elektroniğe olan ilgim de artmaya başlamıştı. Sonradan ortaokul birinci sınıfa geçtiğimde iki arkadaşım vardı ve bilimle çok ilgilenirdi (Uygar ve Alper). Gerçekten onlar sayesinde bir ortam buldum diyebilirim.

Küçük yaşta sahip olunan arkadaşlar ve bilimle ilgili ortamlar geleceği belirlemede etkili oluyor değil mi?

Şimdiki en büyük sorun bu. İnsanların özellikle küçük arkadaşlarımızın ortam bulamaması.Bir şeyler hayal ediyorsun ama ortam bulamayınca kalıyor öyle. Ortamımı bulmuştum, bu ortamda çeşitli elektronik deneyler yapmaya başladık. Mesela polis sirenleri, flip flop falan. Hatta ilk devremi 6. sınıfta yaptığımı hatırlıyorum. Ondan sonra bilimle daha fazla ilgilenmeye başladım. O ana kadar derslerim çok iyiydi hatta takdir almıştım ama o saatten sonra yedinci sınıftan lise sona kadar ailem sınıfı geçtiğime dua ediyordu. Hep elektronik devreler yapardım, çalışma masam tamirhane gibiydi diyebilirim. Hatta yılbaşı çekilişlerinde bana çıkan kişiye hediyem bozuk eşyasını tamir etmek olurdu.

Dersleri nasıl etkiliyor bu ilgi?

Dersleri etkiliyor tabi. Aynı zamanda kimyaya çok ilgim vardı. Deney tüpleri, ispirto ocağı, beher gazı falan alırdım, kendi çapımda deneyler yapardım. Sonra astronomiye ilgim de aynı zamanda ilerledi. Bu arada astronom olmak isteyip dinleyenler varsa şunu söyleyeyim benim hiçbir zaman teleskopum olmadı. Küçüklükten beri hep teleskop almak için uğraştım, babamın verdiği paraları biriktirmeye çalışıyor dolara çeviriyordum. Ama Türkiye de öyle teleskop satılmıyordu. ABD’den falan getirtiliyordu. Hatta ben üniversiteye ilk gittiğimde teleskop şirketi kuruldu. Öncesinde var mıydı bilmiyordum, hatta internet bile yoktu.

Kitaplara gömülüp kalmadığınızı, sürekli heyecanınızı diri tutacak şeyler yaptığınızı söyleyebiliriz.

Evet, ama kitap da çok okudum. Lise-üniversite zamanında bir duvarım tamamen kitaplarla kaplıydı. Tüm bunlara zaman harcadığımdan dersleri kaçırıyordum. Neredeyse hiçbir dersi geçebilecek öğrenci değildim. Hatta matematik notlarım 0-1 arasıydı. Hatta fizikten, matematikten bir şey anlamadığını düşünüp, ümitsizliğe kapılmış liseli arkadaşlar yazarlarsa onlara karnemi de gönderirim nasıl sıfırlı bir karne olduğunu. Hatta matematik hocam iki nokta koymuştu notumun yanına değiştirmeyeyim diye. Lise daha da kötüydü 5 tane zayıfım vardı. Hatta fen bilimleri bölümüne giremiyordum. Eğitim sistemimiz gerçekten kusura bakmayın çok kötü ezberci bir eğitim sistemiz var. Güçlü olduğumuz alanda yetiştirmiyor. Mesela iki öğrenci kardeş var, birinin matematiği çok iyi birinin çok kötü. Bizde aile matematiği kötü olana ders verilir. Belki sanata, resme düşkünlüğü var. Bizde güçlü olanı güçlendirelim yok. Kötü olanı biraz ilerletelim diyoruz hep. Bence bu yanlış. Buralarda matematiği iyiyse aile matematik dersi aldırıyor ki daha da iyi olsun. Buradaki bakış açısı Türkiye’nin tam tersi yani.

Üniversite tercihlerinizi nasıl yapmıştınız?

Zaten 4 tercih yapmıştım. Ankara astronomiyi çok istiyordum. Lise son senemi tamamen üniversite sınavına harcadım diyebilirim. Bütün hayal gücümü, her şeyimi elimden alan bir yıldı. Eğer o üniversite sınavı olmasaydı belki başka şeyler yapabilirdim, hayal gücümü kaybetmiştim. Üniversiteye girdikten sonra astronomi topluluğu vardı ASAT. Dört sene önce çalışmayı durdurmuş. Çalıştırabilir miyiz diye hemen danışman hocamız ile konuştuk, kulübü kurduk. Lisede hiç aktif olmayan ben üniversitede aktif hale geldim. Bizim ve sizin döneminiz arasında fark var. Biz bir oda ve bilgisayara sahip olmak için çok uğraştık. Bir sene ASAT’ın başkanı oldum, o dönem dergi haber çıkardık.

Yurtdışı için yüksek lisansa başvururken kulüp aktivitelerinin kabul almanızda etkisi oldu mu?

Yurtdışında her şey etkili ve yurtdışı tecrübesi çok önemli. Benim zamanımda Erasmus yoktu. İnsanlar genelde kendi imkânları ile yurtdışına giderdi. Bende kendi imkânlarımla gittim. Üniversitenin 3 ‘üncü senesinde dil öğrenmeye İngiltere’ye gideyim dedim. İngiltere’ye gittim. Senenin ikinci dönemi ve yazın İngiltere’de kalırım diye planlamıştım, University of Collage London’dan kabul aldım. Bir sene daha vize hakkım vardı ve ben de kaldım. Ama ailemin imkanı yoktu, ben de geçinebilmek için her işte çalışıyordum. Sonra kendi kendime ‘dön geri, baban para veriyor, burada nereye kadar çalışacaksın?’ diye sordum. Çünkü çalıştığım yerler bulaşıkçı, tavukçu falandı. Türkiye’ye 5’inci senemde döndüm. Döndüğümde şunu fark ettim lisans derslerimden sadece 1. sınıfı geçebilmiştim. Benim özelliğim şu ben genelde dersi dinlerim derse devamlılığım her zaman yüzde yüze yakındır evde çok çalışma düzenim yoktur. Döndüğümde ise dersin ismi değişmiş konu değişmiş. University of College London’dan aldığım dersleri kabul etmediler. Ama Londra beni iyi motive etmişti. 5 ve 6’ıncı yılımda 2 senede üniversiteyi bitirdim, hatta matematikten yandal yapmıştım. Matematik bölümünden o kadar ders alıyordum ki bir senede 25 ders vermiştim. Hala rekor olduğunu düşünüyorum. 08.30’da derse girer 21.00’de dersten çıkardım. Pazar günü de gözleme giderdim, hatta derece bile yaptım. Londra etkili olmuştu. Hatta mezuniyette 3.20’lik notla ilk dörde girmiştim. British Astronomy Society vardı onların toplantılarına katılırdım bunların hepsi etkili oldu. Boş durmazdım yani.

Üniversite yıllarınız oldukça hareketli geçmiş görünüyor.

Bazen düşünüyorum Londra’da iki sene bulaşık yıkayacağıma okulu erken bitirseydim diye. Ama bunların hepsi deneyim. Siz de eğer Erasmus ile yurtdışına çıkabiliyorsanız çıkın. Gerçekten ufkunuzu açıyor, Türkiye’deki çoğu üniversite dili İngilizce olmayan ülkelerle anlaşma kurmuş mesela Polonya gibi. Hiç demeyin ne yaparım orada falan diye dersi geçebiliyorsanız geçin ama geçemiyorsanız geçmeyin. Size yurtdışına çıkmanın verdiği bir endişe varsa onu atmış oluyorsunuz onu da attıktan sonra her şeyi yapıyorsunuz.

Peki biraz da doktora döneminizden bahsedebilir misiniz?

Doktora zaten ayrı bir okuldu. Lisansım bittikten sonra tekrar İngiltere’ye döndüm. Bir sene aradım taradım bari İngilizce sınavımı alayım diye. İngiltere’de kalırım diye düşünüyordum. Hollanda’da da yüksek lisansa başvurdum. Beni tek kabul eden Hollanda oldu. Hollanda’da 2 sene yüksek lisansı yaptım. Sonra dört ay İspanya Kanarya Adaları’nda bir araştırma için kaldım. Mayıs 2008’de yüksek lisanstan mezun oldum. Tam da o sıralar evlenme telaşı başladı. Eşim Hollanda doğumlu olduğu için Hollanda’ya başvurdum. Her yerden ret geliyordu. Zaten toplasanız beş altı yer vardı. Her gün pozisyonumu koyduğum sayfayı yeniliyordum ama ret alıyordum. University of Leiden Hollanda’nın en iyi astronomi bölümlerinden biri, 80 tane doktora öğrencisi 50 tane post doktora öğrencisi var. Nerdeyse Türkiye’deki bir fakülteye eşit. Bir tane ilan var şubatta son tarih. Her gün bir yerlere başvuruyorum eylül falan oldu ilan da duruyor orada. Bir senedir duruyor, başvuru tarihi de geçmiş. Gördükçe sinirlendiğim için geçmiş ilanı neden tutuyorsunuz diye aradım. Pozisyonun hala açık olduğunu söylediler, başvurdum. Düşünün Eylül gibi mezun oluyorsunuz şubat ayında başvuru süresi dolan pozisyona mayıs ayında başvuruyorsunuz. Mülakata çağırıldım. Neredeyse mülakat 1 gün sürdü. Aralık’ta bu pozisyonda ben işe başladım.

Şu an Deep Space Communication üzerine çalışıyorsunuz bildiğimiz kadarıyla. Doktoradan sonra bu alana nasıl yöneldiniz?

Ben lisansımı ve yüksek lisansımı astronomi alanında, doktorayı ise astrofizik alanında yaptım. Daha sonra NASA JPL’e ise post doktora için geldim, iki senelik araştırma yaptım. Belli bir süre sonra akademisyenlikten sıkıldığımı fark ettim ve son dönemde popüler olan Big Data, Data Science gibi alanlar dikkatimi çekmeye başladı. Özellikle astrofizikçilerin bu alana yönelmeye başladığını öğrendim. Çünkü baştan beri biz teleskoptan verileri alıp analiz ediyoruz, veri işliyoruz. Bunun için neredeyse kendimi 1 sene zorladım. Buradaki Silikon Vadisi’nde ki şirketlere de başvuruyordum ama kabul alamadım. Sonra JPL içerisinde bir yerlere başvuruyordum. Aynı zamanda kendim radyo astronomi üzerinde çalışıyordum. Sonra mülakata girdik. Hayatta tahmin etmediğin şeyler çok oluyor, ben de hayat bana bunu gösteriyorsa devam ederim dedim. Aslında zevkli bir alan. Dünyada Deep Space dediğimiz iki milyon km uzaklıktaki bir yere bir misyon fırlatmak istediğiniz zaman iletişim için bir frekans tahsisi yapmanız lazım. Attığınız ile iletişim halinde olmanız lazım, bu frekansı sağlayan şu an JPL ve bizim grup. Yani sadece dünyadaki herhangi bir nokta örneğin Hindistan’da fırlatsa bize soruyor Avrupa Uzay Ajansı (ESA). Tabi bize sormadan da atabilirsiniz ama bize sorarsanız iyi olur. Mesela Mars ile konuşuyorsunuz başka bir misyon da Mars’la konuşuyor, frekanslar çakışır. Ne diyelim bir yer bunun patronluğunu yapması gerekiyormuş işte, benim de çalışma alanım şu an frekans tahsisi. Uzay araçları mutlu bir şekilde görevlerini yapsınlar diye çalışıyoruz.

Biraz da sosyal hayatımıza geçelim hocam. Bilim, NASA, JPL dışında yaşamınızda neler yer alıyor?

Sosyal hayat, sosyal medya… Sosyal kelimesi bayağı bir ortaya çıkmaya başladı. Sosyal hayatım son bir senedir sosyal medya ile şekillenmeye başladı. Geçen sene Türkiye’ye gelmiştim, 20’den fazla liselilerle konferansa katıldım. Bu konferanslardan sonra çok sık mesajlar almaya başladım. Aslına bakarsan hayatım artık öğrencilerin sorularını cevaplandırmaktan oluşuyor.  Ne yapabileceklerini soruyorlar. Yalnızlar, bir yerde bir şeyler yapabilir miyiz diye kaygıları var. Twitter’da 120 bin takipçisi olup DM’i açık olan kaç kişi var ki? Benimki açık, insanlar yazabiliyorlar. Kimisi de tafra yapıyor hemen cevap alamadık diye. Sakin olun tafra yapmanıza gerek yok. Benim de bir hayatımın olması gerekiyor değil mi? Bunun dışında neler yapıyorum? California, star top ya da teknoloji star topları konusunda iyi bir yer. Bu yerlerde de her türlü insanlara rastlayabiliyorsunuz. Mesela Python (programlama dili) hakkında toplanıp konuşabiliyorlar. Burada inanılmaz bir şekilde insanlar aktifler. Bu tür insanlardan bir şeyler öğrenmeyi seviyorum. Zaten şu an bir pilotluk kursuna gidiyorum, bitirebilir miyim göreceğiz.

Gençler aynı zamanda yildiz.space sitenizden de röportajlarınızı okuyabilirler. Gençlere iletmek istediğiniz mesajınız var mı?

Benim önerim her zaman hedefinizi belirleyin, risk alın, pes etmeyin mutlaka ulaşırsınız.

Kaynak: pervinkaplan.com

İlgili haberler

Leave a Comment